<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss"
	xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#"
	>

<channel>
	<title>Yetenek Akademisi</title>
	<atom:link href="https://yetenekakademisi.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://yetenekakademisi.com</link>
	<description>Yeni Nesil Yetenek Yönetimi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 04 Jan 2024 06:59:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">227561292</site>	<item>
		<title>Sistemsel ve Beşerî Dinamikler Perspektifinden Geleceğin Organizasyonları ve Liderlik</title>
		<link>https://yetenekakademisi.com/sistemsel-ve-beseri-dinamikler-perspektifinden-gelecegin-organizasyonlari-ve-liderlik/</link>
					<comments>https://yetenekakademisi.com/sistemsel-ve-beseri-dinamikler-perspektifinden-gelecegin-organizasyonlari-ve-liderlik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Ersoy Özdoğru]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 May 2023 17:54:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yetenek Akademisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yetenekakademisi.com/?p=11772</guid>

					<description><![CDATA[Daha önceki&#160;iki bölümde&#160;geleceğin organizasyonları ve liderliği şekillendiren iki ana dinamikten bahsetmiş ve bu kapsamda&#160;Sistem Dalgalarını&#160;ve&#160;Kuşakları&#160;incelemiştik. Buradan hareketle zamanın ruhunu sitemler ve çalışanlar perspektifinden daha iyi anlamayı hedeflemiştik.&#160;&#160;İş hayatının ezberlerini bozan unsurlara bakıldığında sistemin zorladıkları ve çalışanların beklentileri olarak iki ana başlık üzerinden aşağıdaki şekliyle özetleyebiliriz.&#160; Sistemin zorladıkları: SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK: İnsanın sürdürülebilirliği ve sağlık alanındaki gelişmeler&#160; SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK: [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Daha önceki&nbsp;<a href="https://hernefes.com/yazar/pinarersoyozgogru/" target="_blank" rel="noopener">iki bölümde&nbsp;</a>geleceğin organizasyonları ve liderliği şekillendiren iki ana dinamikten bahsetmiş ve bu kapsamda&nbsp;<a href="https://hernefes.com/gelecegin-organizasyonlari-ve-liderlik-1-sistem-dinamikleri/" target="_blank" rel="noopener">Sistem Dalgalarını</a>&nbsp;ve<a href="https://hernefes.com/gelecegin-organizasyonlari-ve-liderlik-2-beseri-dinamikler/" target="_blank" rel="noopener">&nbsp;Kuşakları</a>&nbsp;incelemiştik. Buradan hareketle zamanın ruhunu sitemler ve çalışanlar perspektifinden daha iyi anlamayı hedeflemiştik.&nbsp;&nbsp;İş hayatının ezberlerini bozan unsurlara bakıldığında sistemin zorladıkları ve çalışanların beklentileri olarak iki ana başlık üzerinden aşağıdaki şekliyle özetleyebiliriz.&nbsp;</p>



<p><strong>Sistemin zorladıkları:</strong></p>



<p>SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK: İnsanın sürdürülebilirliği ve sağlık alanındaki gelişmeler&nbsp;</p>



<p>SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK: Çevrenin sürdürülebilirliği (Kaynakların azalması) ve çevre teknolojilerinde gelişmeler</p>



<p>Demografik değişimler (göçler, ırk, yaş, cinsiyet, kuşak…alanlarındaki çeşitlilik artışı)&nbsp;</p>



<p>Teknoloji-Dijitalizasyon – Kişiselleştirilmiş modeller (büyük verinin yönetimi)</p>



<p>Güç dengelerinin dağılması ve yeni kapitalist anlayış</p>



<p><strong>Çalışanların bekledikleri:</strong></p>



<p>Bütünün parçası olma bilinci, anlam arayışı ve kendini gerçekleştirebilme</p>



<p>İnsani değerlerle uyumlu etik çalışma ve kurumsal vatandaşlık anlayışı</p>



<p>Mutluluk, sahicilik, esneklik talebi ve farklı çalışma modelleri isteği</p>



<p>Erdemli, samimi, bilge, hizmetkar ve manevi derinliği yüksek yeni liderlik anlayışı</p>



<p><strong>Yeni iş modellerinin zorunlu kıldığı yetkinlikler:</strong></p>



<p>Teknik beceri setlerinin anlık geliştirilme ihtiyacı karşılayabilecek teknik yetkinlikler (Otomasyon ve yapay zekaya artan yatırımlar nedeni ile insanı ikame eden değil, tamamlayan bir teknoloji artışı)</p>



<p>Problem çözme ve eleştirel düşünmeyi de kapsayan yüksek bilişsel esneklik.</p>



<p>Bilişsel esnekliğin (kişinin belirli durumlara uyum sağlayabilmesi, bir düşünceden başka bir düşünceye geçme becerisi ya da değişik problemlere çok yönlü stratejilerle yaklaşma kapasitesi) aranan yetkinlik setlerine eklenmesi.</p>



<p>Yukarıdaki özetten de anlaşıldığı gibi içinde bulunduğumuz beşinci dalga ve gelecekteki yeni dalga şirketlere öğrenen yeni organizasyon yapılarını dayatmaktadır. Hiyerarşiden uzak, bürokrasinin düşük olduğu ve kurum içi hücre modelleri ile Gig’lerin (<em>Gig, müzik sektöründen gelme bir sözcük; kısa süreli iş alan, sahneye çıkan müzisyenler için kullanılan bir terim. Freelance çalışanların yarattığı yeni bir ekonomi modeli.</em>)&nbsp;farklı formdaki iş birliklerine (<em>geçici, yarı zamanlı, bağımsız çalışma modelleri</em>) dayalı, sorun ve çözüm odaklı yapıların oluşturduğu modeller günümüz organizasyon yapılarında da ön plana çıkmaya başlamaktadır. Pandeminin de etkisi ile ofiste çalışan klasik mesai sistemine kıyasla esnek çalışma modelleri firmaların tercih ettiği modellerden biri olmaktadır. Yapılan çalışmalar iş hayatından ayrılıp, kurumlara/işlere kurum dışından katkı sağlayamaya dönen yapıların bütün dünyada arttığını göstermektedir. Bu yapıların artması ile birlikte, büyük organizasyonların çalışma modellerini yeniden oluşturulması ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Ayrıca kurum içi çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık konuları da kurumların üzerinde çalışarak yetkinlik kazanmaları gereken alanlar olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>



<p>Sistemsel ve beşerî dinamiklerin alt başlığı olarak sistemin zorladıkları ve çalışanların beklentileri bir araya geldiğinde, organizasyonel yapıların değişim ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Eskiden başarının tarifi olarak EBITDA değerlerini açıklayan şirketler günümüzde yine EBITDA’yı bir başarı kriteri olarak tanımlamakta, ancak buna ek olarak farklı ölçekler üzerinden başarılarını tarif etmektedirler. Nobel ödüllü ekonomist Muhammed Yunus, değişen organizasyonlar için sosyal işletmeler kavramını kullanmaktadır ve “zarar etmeme amaçlı” şirketlerin iş dünyasında daha çok yer alacağını belirtmektedir. Eskiden kurumların kâr ya da fayda amaçlı olduğuna bakılırken, bu yeni alan ile sosyal etkiler de dahil edilmektedir. Devletler de zarar etmeme amaçlı organizasyonları desteklemek amacı ile regülasyonlarını ayarlamaktadır. (<em>Amerika Birleşik Devletleri Vermont eyaletinde bu yeni amaca yönelik olarak sosyal şirketler için yeni mevzuatlar tanımlanması bu regülasyonların bir örneğidir.</em>)<a></a><a></a></p>



<p>Beşinci dalganın getirdiği geliştirici hizmet odaklı lider “toplumun bütününe hizmet eden” ve erdem, nezaket, doğruluk, takım halinde çalışma, anlam yaratma, uyum ve bütünlüğün rol model olarak ortaya koymak suretiyle ‘etkileme’ kelimesinin en geniş tanımıyla “çalışanlarının kendi olabileceklerinin en iyisi olma yönünde iştiyaklarını yükselten” kolaylaştırıcıların (alan açanlar) geleceğin liderliği hangi adla çağırılırsa çağırılsın o tanımın sıfatlarını oluşturacağı düşünülmektedir.&nbsp;Görüldüğü gibi, 19.yy reaktifliği, 20.yy’da yerini proaktifliğe ve 21.yy’da “koaktif”liğe bırakmaktadır. Bu dönem içinde bulunulan bağlamı doğru şekilde anlayarak onu iyileştirerek geliştirmeye yönlendirecek bunu yaparken birlikte düşünme, birlikte üretme, birlikte çalışma ve birlikte yönetme dönemini de beraberinde getirecektir.&nbsp;&nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size">Pınar Ersoy Özdoğru</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://yetenekakademisi.com/sistemsel-ve-beseri-dinamikler-perspektifinden-gelecegin-organizasyonlari-ve-liderlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11772</post-id>	</item>
		<item>
		<title>On Beş Dakika</title>
		<link>https://yetenekakademisi.com/on-bes-dakika/</link>
					<comments>https://yetenekakademisi.com/on-bes-dakika/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Ebru Arslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 May 2023 06:14:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yetenek Akademisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yetenekakademisi.com/?p=11779</guid>

					<description><![CDATA[Şehir hayatının, öncelikleri belirleyen ve insanı içine alan, girdap tadında bir ritmi vardır. Merkeze işimizi koyarız, geri kalan yaşantımızı da etrafına öreriz. Aslında sokakta rastgele çevireceğimiz her on kişiden belki en az sekizi, kendiyle özdeşleştiremediği, gerçek bir anlam katamadığı bir işi hasbelkader icra etmekle meşgul olduğunu itiraf edecektir. Yalnızca ekmek parası için çoğu zaman özensizce, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Şehir hayatının, öncelikleri belirleyen ve insanı içine alan, girdap tadında bir ritmi vardır. Merkeze işimizi koyarız, geri kalan yaşantımızı da etrafına öreriz. Aslında sokakta rastgele çevireceğimiz her on kişiden belki en az sekizi, kendiyle özdeşleştiremediği, gerçek bir anlam katamadığı bir işi hasbelkader icra etmekle meşgul olduğunu itiraf edecektir. Yalnızca ekmek parası için çoğu zaman özensizce, öylesine yapageldiğimiz işler… Bu da içten içe bir tatsızlığın temel kaynağıdır hayatımızda.</p>



<p>İkinci sırada, çoğumuz için yolda geçen süreler gelir. İstanbul gibi bir metropolde evimiz ile işimiz hatırı sayılır derecede yakın değilse, trafiği olmazsa olmaz bir meşguliyet kalemi olarak dikkate alırız. Günde en iyi ihtimalle dokuz saati işte, iki saati yolda geçiriyor ve uykuya da makul bir zamanı ayırmak zorunda hissediyorsak, elimizde geriye 5-6 saatten fazla kalmamış demektir. Okumak istediklerimizi, yapmak istediklerimizi, görüşmek ve görmek istediğimiz diğer herkesi ve herşeyi, gelecekte hiç gelmeyen tatillere saklarız. Geçmiş olsun, yılda en az 240 günü bu şekilde tükettik.&nbsp;</p>



<p>Ama bu kısıtlı ve kıymetli saatlerin arasında ekrana bakmayı hiç ihmal etmeyiz. İşte, yolda, evde, kafede, bir yerde beklerken, komşu ile hasbihal ederken… Akıllı telefonların miladı yalnızca son 15 yıla dayansa da etimizle, kemiğimizle dijitalleşmeye sahip çıktık. Çevrimiçi olmak artık yemek, içmek kadar varoluşsal bir yere oturdu hayatımızda.&nbsp;</p>



<p>We Are Social ve Hootsuite ortaklığında düzenli olarak yayınlanan Dijital 2022 Küresel Genel Bakış Raporu’na<a href="//DDA5357C-79F3-4A6E-B21E-4CCE74C38C58#_ftn1" rel="noreferrer noopener" target="_blank"><sup>[1]</sup></a>&nbsp;göre 85 milyon kayıtlı nüfusumuzun 70 milyonu çevrimiçi. Milletçe günde ortalama 3 saatimizi sosyal medyada geçiriyoruz. Türkiye dünyanın en yavaş 4. internetini kullanmasına rağmen tüm dünyada sosyal medyayı en aktif kullanan 6. ülke konumunda. 2022 yılı başı itibariyle tüm dünyada Instagram’ı en aktif kullanan ülke yine Türkiye. Ne diyelim, hayatımızın kaydını Insta’da tutmayı sevmişiz bir kere. Yanısıra tüm dünyada en çok video oyunu oynayan 7. ülkeyiz. İnternetten en çok alışveriş yapan 6. ülkeyiz.&nbsp;&nbsp;Kripto para satın almayı seviyoruz. Dünyada en çok kripto para satın alan ülke olduk, yaşasın! Netflix gibi internet&nbsp;&nbsp;kanalları kullanımında yine en başlardayız. Ne diyelim dijital adaptasyonu yüksek bir milletiz vesselam.</p>



<p>Hayalini kurduğumuz hayatlara sahip olamasak da, olduğunu sandıklarımızı seyretmenin ya da o mecrada başka bir kimliğe bürünmenin dayanılmaz hafifliğini yaşıyoruz ekranda. Bu da bir nevi gerçeklerden kaçmanın ya da günlük rutinlerin ağırlığından sıyrılmanın bir yolu işte. Diğer taraftan ekrana ayırdığımız saatlerin faydalı ve anlamlı uğraşlara dönüşmediğini, boşa geçen zaman olduğunu, zihnimizin arkasında bir yerler bizi gıdıkladıkça hatırlıyoruz. Zaman bankamızda ne kadar kaldığını bilmediğimiz bakiyenin, önemli bir kısmını boşa savuruyor olmaktan dolayı da vicdan muhasebesi yapmıyor değiliz.</p>



<p>Dijital adaptasyonu modernlikle eş tutanlar için bu istatistikler sevindirici görünebilir ama aslında haberler kötü.&nbsp;&nbsp;Zamanı çoğunlukla boşa savurmanın getirdiği boşluk duygusunu kenara bırakacak olursak dijital deformasyonu da yine en çok yaşayan ülke olabiliriz. Dikkat sürelerimizdeki düşüş, zaten dünyada en acınası kitap okuma oranlarına sahip ülke olarak yerimizi daha da pekiştirmemiz, yeni bir şey öğrenmede dünyada sondan ikinci olmamız<a href="//DDA5357C-79F3-4A6E-B21E-4CCE74C38C58#_ftn2" rel="noreferrer noopener" target="_blank"><sup>[2]</sup></a>, tüm bu verilerle birlikte okunduğunda sorun kendini daha net gösteriyor. Bebeklerimizin eline telefonu verdiğimizde yaşadığı hipnotik etkiyle, ağzına tıkıştırdığımız yemeklerle gıdasını verdik diye gönül ferahlığı yaşarken, diğer taraftan sormayı, sorgulamayı, okumayı, öğrenmeyi öğretemediğimiz için zihinsel gıdalarını eksik bıraktığımız çocuklarımız da sisteme yeni neferler olarak giriyorlar.&nbsp;</p>



<p>Peki bu kısır döngüyü nasıl kıracağız? Bu yazının sonu hayatın tadını çıkarmak için gidip bir Ege kasabasında kendinize pansiyon açın ya da bağınızı, bostanınızı ekin, kendinizi doğaya karıştırın türünden romantik ancak gerçekleşmesi pek az kişiye nasip olacak türden ilhamlara bağlanmamalı. Ya da en basitinden ekran detoksu, sistemli yavaşlama ya da bilinçli farkındalık egzersizleri de sunmamalı. Bilakis, yaşamı olduğu yerde ve mevcut şartların içinde daha kaliteli hale getirmenin bir yolu olabilir mi? Daha az boşa geçen zamana sahip olmanın, daha anlamlı bir şeyler yapmaya başlamamızın bir yolu yok mu?</p>



<p>Hayatı kökünden değiştirmeye çalışmak yerine küçük fakat istikrarlı adımların dönüşümü getirmesine yol açalım. Başlangıçta günde yalnızca 15 dakika ile. Evet, işe sadece 15 dakika ile başlasak ve hayatımızda bir fark yaratsak.&nbsp;</p>



<p>Günde ortalama 3 saat ayırdığımız sosyal medyadan yalnızca 15 dakikayı kenara ayıramamak hiçbir özürü kaldırmayacaktır. Günde 15 dakika ile belki dünyayı değiştiremeyiz ama farklı, öğretici, şifalı ve hatta ruhu besleyici bir şeyler katabiliriz dünyamıza.</p>



<p>Bir yerinden okumaya başlayabiliriz. Elimize bir kitap alıp günde yalnızca 15 dakika okuyabiliriz. Varsın kitap beş ayda bitsin, kime ne? Biz bırakmayalım yeter ki.</p>



<p>“İngilizce’yi anlıyorum ama bir türlü konuşamıyorum”cular kulübünün üyelerinin, hep başka bahara erteledikleri kurs planları vardır. Geleceğin ne zaman olacağı belli olmayan kursları yerine bugünün yalnızca 15 dakikası ile o paslar çözülür. Hatta yeni bir dile bile başlayabiliriz.</p>



<p>Bir enstrüman öğrenmeye çalışabiliriz. Bu işe hayatını vermiş virtüözlerin anlayışına sığınarak en sonunda birkaç melodiyi icra edebilsek bile ne mutlu bize.</p>



<p>Dikiş nakış gibi bir el işi yapabiliriz. Bugüne kadar tığ ile şiş ile bir işimiz olmamış dahi olsa, kışın başlayacağımız kazağın bir sonraki kışa daha bitmemiş olacağını bile bile… Ne gam, biz örmeye devam edelim yeter ki…</p>



<p>On beş dakikamız varsa vücut hareketleri yapabiliriz. Hatta ben şahsen bel rahatsızlığım için gittiğim doktorun binbir emekle gösterdiği ve yetmeyip elime tariflerini tutuşturduğu kağıttaki o hareketleri yapabilirim. Yeteri kadar istikrarlı olursam belki duruş bozukluğum bile geçer.</p>



<p>Ya da yürüyüşe başlayabiliriz. Tempolu bir yürüyüş 15 dakikada 1.5 kilometre eder yani 2000 adıma yakın. Sağlık için uzmanların önerdiği 10,000 adıma daha çok kalsa da düzenli devam edersek kendi içinde spor sayılır.</p>



<p>Kapısını pek kimsenin açmadığı, bizim de pek isteyip hayatın koşturmacası içinde “vakit bulamadığımız” yaşlı komşularımızın kapısını çalabiliriz. Ya da ihtiyacı olan birisi için bir şey yapmanın yaratıcı bir yolunu ararız. Zaten kişisel mutluluğun başkalarına fayda yaratmak ile ilişkisini ortaya koymuş bunca çalışma varken…</p>



<p>Seçenekleri sınırsızca çoğaltmak mümkün. Hepimizin kendi ihtiyacımız dahilinde hayatımıza neşe, şifa, gıda katacak bir seçeneği mutlaka vardır.  İddiaya hiç gerek yok. Günde sadece onbeş dakika. Ama hiçbir koşulda bırakmamacasına. Burada sihirli kelime istikrar.</p>



<p class="has-medium-font-size">Emine Ebru Arslan</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p><a href="//DDA5357C-79F3-4A6E-B21E-4CCE74C38C58#_ftnref1" rel="noreferrer noopener" target="_blank"><sup>[1]</sup></a>&nbsp;https://wearesocial.com/uk/blog/2022/01/digital-2022-another-year-of-bumper-growth-2/</p>



<p><a href="//DDA5357C-79F3-4A6E-B21E-4CCE74C38C58#_ftnref2" rel="noreferrer noopener" target="_blank"><sup>[2]</sup></a>&nbsp;https://news.gallup.com/interactives/248240/global-emotions.aspx</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://yetenekakademisi.com/on-bes-dakika/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11779</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Z Kuşağı</title>
		<link>https://yetenekakademisi.com/z-kusagi/</link>
					<comments>https://yetenekakademisi.com/z-kusagi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Ebru Arslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Mar 2023 18:09:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yetenek Akademisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yetenekakademisi.com/?p=11776</guid>

					<description><![CDATA[Dijital dünya artık toplumların/toplulukların kültürlerinin bir yansıması olmanın ötesine geçti. Müstakil bir dili ve kendine has kültürü olan farklı bir yaşam düzlemi. Kendi değer setleri, imgeleri, yaşam ritüelleri ile içinde var olmayı seçen herkesi dönüştürüyor. O kültürde yargılar, etiketler, davranış kalıpları üzerinden kimlik tarifleri daha mı çok yapılıyor, yoksa benim gözüme daha mı çok takılıyor [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Dijital dünya artık toplumların/toplulukların kültürlerinin bir yansıması olmanın ötesine geçti. Müstakil bir dili ve kendine has kültürü olan farklı bir yaşam düzlemi. Kendi değer setleri, imgeleri, yaşam ritüelleri ile içinde var olmayı seçen herkesi dönüştürüyor. O kültürde yargılar, etiketler, davranış kalıpları üzerinden kimlik tarifleri daha mı çok yapılıyor, yoksa benim gözüme daha mı çok takılıyor bilemem ama uzun yıllardır iş dünyasında bir yönetim aracı olarak kullanageldiğimiz pek çok kavrama, dijital dünyanın sıradan kültürel öğelerinden biri olarak rastlamaya halen alışmaya çalışıyorum.&nbsp;</p>



<p>Aslında şaşırmamam lazım; insan beyninin tanımlayıp, tasnif ederek sakladığı, üzerinde dağarcığından bir sıfat yakıştırdığı bilgiye dair kendini daha güvende hissettiği muhakkak. Bunun içindir ki kategoriler ve genellemelere dair kurulan modeller, jargonlar, özlü sözler kolaylıkla alıcı buluyor. Kuşaklar dili de böyle bir şey. Özellikle de dijital dünyanın teknolojiyi öğrenmemiş, bizatihi içine doğmuş çocukları olarak Z kuşağına ilişkin söylem ve yakıştırmalar sosyal medyanın önemli bir gıdası. Dijital öncesi dünyanın “eski” insanları da, Z kuşağının kendisi de genele matuf yakıştırmalar yaparak bir kuşağı tekil bir insan kimliğine sığdırmaya çalışıyor, her ne kadar herkesin tasviri kendi perspektifinden olsa da…</p>



<p>Eski ekolün insanları gençleri sabırsız, kararsız, kaygılı, engeller karşısında çabuk vazgeçen, bireyselliğini bencilce ön planda tutan, sosyalleşmeyi bilmeyen ifadeleriyle orta noktaya toplarken, gençler kendilerini dünya ile entegre, farklılıkları yargılamayan, hayatı çoklu kimlikler taşıyarak yaşamayı seçen, sosyalleşmeyi bireyselliğine sahip çıkarak yaşayan bir kuşak olarak tarif ediyor.</p>



<p>Zamanın ruhu, içinde büyüttüğü çocuklarını ortak özelliklerle yoğuruyordur elbette ama koskoca bir kuşağı sosyal medya marifetiyle tekil bir gövdeye sığdırmanın sınırlayıcılığından korkarım.&nbsp;</p>



<p>Bu çocuklar sabırsız olabilir, olmayabilir. Sabrı edilgen bir bekleyişmiş gibi kendilerine sunan ebeveyne başkaldırı olarak reddediyor olabilir ya da çocuk haliyle bir yerde çalıştırılırken adına sabır demeden her gün aynı rutinin içindeki kabullenişi yaşıyor olabilir.</p>



<p>Bu çocuklar kararsız olabilir. Küçüklükten itibaren başta yemek ve oyuncak olmak üzere kendilerine sunulan sınırsız seçenek içinde ne zaman tereddütte kalsalar fikir değiştirme ya da erteleme fırsatını bulanları çoktur. Ama hayatın kendisine pek fırsat sunmadığı için çıkış yolunu tek bir noktadan tarif eden ve o çıkışa kimi zaman umutsuzca, kimi zaman kararlılıkla sarılmaya devam edeni de çoktur.</p>



<p>Bu çocuklar daha kaygılı olabilir. Dünyaya geniş perspektiften baktıkları ve daha çok olasılık hesabı yaptıkları için. Hayata dair beklentileri fazla olduğu için daha kaygılı olabilirler. Ya da tam tersi, alternatif hayatlar ile kendi gerçekliği arasındaki kapatılması zor görünen farkı görüp, düştüğü karamsarlık içinde kaygısı çok olan da olabilir.</p>



<p>Farklılıkları yargılamayıp, çoklu kimlik ararken birden fazla hayatı dünyasına sığdırmaya çalışan da olabilir. Hayatın onu nereye sürüklediğini bilmeden, ömrünü tek kullanımlık bir plastiğin içine doldurulmuş markalı bir kahvenin kimliğine sığdıran da…</p>



<p>Teknoloji ve küreselleşme ile giderek küçülen dünyada rol modelini dünyanın bir başka noktasından seçtiği için, kolayca ulaşılabilirlik hissinin gözlerinde sınırları muğlaklaştırması nedeniyle vatanını tüm Dünya kabul ettiği için, yahut doğduğu toprağa ait referansları ebeveyninden daha fazla ve daha yüksek sesle sorguladığı için yargılayabilir miyiz onu?</p>



<p>Ya da belki tam tersi, henüz okul sıralarında eleştirel düşünmeyi, soru sormayı öğretemediğimiz için hamasetle ve içi boş retorikle duyguları hızla harekete geçene, ait olma hissine karşılık bulmaya çalışana kızabilir miyiz?</p>



<p>Insta’da çıkaracağı bir fotoğraf için iki saat mesai harcayarak sosyal ortamda varoluşsal mücadele vereni de olabilir, dijital ortamda ürettiklerini isimsiz yayınlayarak kalabalığın içinde bireyselliğini yaşamayı isteyeni de.&nbsp;</p>



<p>Özetle kuşaklar söylemi faydalı olduğu ölçüde tehlikeli, genelleyici olduğu müddetçe indirgemecidir. Aslında her türlü modelleme kendi içinde sınırlayıcılık taşır. Eğer sıklıkla sergilenen davranışsal örüntülerin onları anlamamıza, yargılamadan, değersizleştirmeye çalışmadan ilişki kurmamıza ve desteklememize yardımı varsa, kuşaklar teorilerine gönlümüzü açalım. Diğer yandan zamanın ruhuyla büyüyen bu gençleri daha “iyi” yönetmek, manipüle etmek, satın alacakları türde bir kimlik siyasetini belirlemek içinse tüm teorilerin canı cehenneme.&nbsp;</p>



<p>Sonuçta tüm teorilerin ötesinde ve tüm zamanların çocuklarının anladığı ve değişmeyen bir tek şey var: Samimi sevginin dili…</p>



<p class="has-medium-font-size">Emine Ebru Arslan</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://yetenekakademisi.com/z-kusagi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11776</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Ahlak Üzerine</title>
		<link>https://yetenekakademisi.com/ahlak-uzerine/</link>
					<comments>https://yetenekakademisi.com/ahlak-uzerine/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Ebru Arslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Feb 2023 07:33:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yetenek Akademisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yetenekakademisi.com/?p=11769</guid>

					<description><![CDATA[Anadolu’nun küçük bir kasabasından çıkıp eğitim yollarında kendini devlet bursu ile Almanya’da okurken bulan babam, orada gördüğü ve köklerini Protestan İş Ahlakından alan Alman çalışma disiplini hücrelerine kadar zerk edip döndüğü memleketinde, “beyaz yaka” yönetici olarak yıllarca çalıştı. Fedakârca çalışma, kaliteli iş yapma ve hayatında işi hep öncelemenin, onurlu bir yaşam için basit bir riyâzat [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Anadolu’nun küçük bir kasabasından çıkıp eğitim yollarında kendini devlet bursu ile Almanya’da okurken bulan babam, orada gördüğü ve köklerini Protestan İş Ahlakından alan Alman çalışma disiplini hücrelerine kadar zerk edip döndüğü memleketinde, “beyaz yaka” yönetici olarak yıllarca çalıştı. Fedakârca çalışma, kaliteli iş yapma ve hayatında işi hep öncelemenin, onurlu bir yaşam için basit bir riyâzat türü olduğuna inandığı bu ahlak anlayışını, yalnızca çalıştığı fabrikalara değil, haliyle bize de taşıdı.</p>



<p>Bizimle tatil yapmazdı, bizim özelimizle ilgilenmezdi, eve gelince konuşmaya bile canı kalmazdı ama babam bizim için saygının sembolüydü. Çalışkan ve ahlaklıydı. Çocukluğumda “benim mahallemde” ahlaklı olmak dürüstlük, çalışkanlık ve helal kazançla eş anlamlı idi. Ahlak deyince ilk çağırışım, hiçbir zaman bir kadının bedeni ile ilintilenmedi benim dünyamda. Zaten Erenköy Ethem Efendi Caddesi’nin mütevazı sokaklarından birinde 70’li yıllarda çocuk olmak hepimiz için bunu gerektiriyordu. O dönemde esnaf tartıda&nbsp;hak geçmesin diye parasını aldığından mutlaka bir miktar fazla ürün koyardı fileye.</p>



<p>Ben ve yaşıtlarım için sağ ve sol, kalemi ve çatalı tutmak için bilmemiz gereken yön kavramları iken üniversitede okuyan komşu abla ve abi için belli ki daha fazlasıydı. “Sol”cu oldukları için Ethem Efendi’nin diğer tarafında kurulan ve ekseri “sağ”cıların hüküm sürdüğü pazar tarafına geçemezlerdi. O kadar ki haftada bir kurulan semt pazarından ağır torbaları taşımak -boyu kadar çocuklarına rağmen- komşu teyzeye kalırdı.</p>



<p>O zamanın Türkiyesi başka türlü konuları konuşur, başka acılar çekerdi muhakkak ve ben bunu çocuk aklımla çok bilemezdim. Ama genç olmanın, idealleri olmak ve bir amaç uğruna yaşamak olduğuna inanmıştım. Kimsenin birbirinin bedenine, ilişkisine ya da yaşantısına dair sözün çok söylenmediği bir mahallenin çocuğu idim. Bizim için en büyük marjinal o dönemde televizyona bile çıkması yasak olan Zeki Müren’di. Zaten kendisini de bizimkiler pek severdi.</p>



<p>Sonra büyüdüm. İhtilal sonrası çocuklarının ekserisi gibi apolitik, kendine özel sektörde kariyer hazırlamaya çalışan, diplomalarından dolayı ayrıcalıklı hissi taşıyan ama yetenekleri ve değerleri konusunda zaman zaman patinaj çeken bir genç olarak katıldım kalabalıklar arasına. Ana akımın peşine takılıp ideallerini bulamayan bir ben değildim ki. Toplum herkesi ortalamasına çekiyordu.</p>



<p>Geçen yıllar davranışlarımı, fikirlerimi ve hatta değerlerimi değiştirdi. Ama çocukluğun en derininde işlenen bazı şeyler sabit kaldı. Ahlak benim için hep önce dürüst olmak, çalışkan olmak ve helal kazanmak ile bir oldu. Çalmamak, çırpmamak, hakkın olandan fazlasını istememek, üzerine aldığı görevi -tartıda biraz fazla koyan esnaf misali- mümkünse beklenenin bir fazlası ile vermeye çalışmak düsturum oldu. Hatalar yapsam da referans noktası belliydi. Mihenk taşım çocuklukta lokmama karışan doğrular oldu.&nbsp;</p>



<p>Yetişkinlikte çeyizimiz çocukluğumuz oluyor. Evdeki, okuldaki, sokaktaki, sosyal ortamlardaki sevgimizin ve ilgimizin değdiği bir çocuğa bile bu anlamda aktaracağımız bir küçük hassasiyet, gelecekte bir yetişkini dönüştürme gücünü taşıyor. Özellikle iş ahlakı açısından erozyonu çok derin hissettiğimiz ve ahlak kavramının kadın bedenleri üzerinden tartışıldığı bu aralar çeyizime daha bir sarılır oldum.</p>



<p class="has-medium-font-size">Emine Ebru Arslan</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://yetenekakademisi.com/ahlak-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11769</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Geleceğin Organizasyonları ve Liderlik 2: &#8220;Beşerî Dinamikler&#8221;</title>
		<link>https://yetenekakademisi.com/gelecegin-organizasyonlari-ve-liderlik-2-beseri-dinamikler/</link>
					<comments>https://yetenekakademisi.com/gelecegin-organizasyonlari-ve-liderlik-2-beseri-dinamikler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Ersoy Özdoğru]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Jan 2023 08:34:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yetenek Akademisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yetenekakademisi.com/?p=11765</guid>

					<description><![CDATA[Bir önceki yazımızda&#160;Geleceğin Organizasyonu ve Liderlik&#160;konusunda geleceği daha iyi öngörebilmek için içinde bulunduğumuz büyük sistemi ve bu sistemin nereye doğru evrileceğini konuşmuştuk ve bunu konuşurken de Rus bilim insanı ekonomist Kondratieff tarafından ortaya konan ve sonra çeşitli bilim insanlarının katkılarıyla geliştirilen K-Dalgaları’ndan faydalanmıştık. Bu yazımızda ise Geleceği etkileyecek ve dolayısıyla Organizasyonları ve Liderlik anlayışını dönüştürecek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir önceki yazımızda&nbsp;<a href="https://hernefes.com/gelecegin-organizasyonlari-ve-liderlik-1-sistem-dinamikleri/" target="_blank" rel="noopener">Geleceğin Organizasyonu ve Liderlik</a>&nbsp;konusunda geleceği daha iyi öngörebilmek için içinde bulunduğumuz büyük sistemi ve bu sistemin nereye doğru evrileceğini konuşmuştuk ve bunu konuşurken de Rus bilim insanı ekonomist Kondratieff tarafından ortaya konan ve sonra çeşitli bilim insanlarının katkılarıyla geliştirilen K-Dalgaları’ndan faydalanmıştık. Bu yazımızda ise Geleceği etkileyecek ve dolayısıyla Organizasyonları ve Liderlik anlayışını dönüştürecek diğer bir önemli parametre olan Beşerî Dinamikleri anlamaya çalışacağız, beşeri dinamiklerle sistem dinamikleri arasında adeta bir tavuk-yumurta ilişkisi olduğunu hatırlayarak.&nbsp;</p>



<p>Amerikalı Psikolog Dr. Jean Twenge “İnsan, içinde yaşadığı çağa babasına benzediğinden daha çok benzer” demektedir. Bireylerin gençlik çağında yaşadıkları önemli ulusal ve uluslararası olaylar ortak bir bilincin ve algının oluşmasına neden olmaktadır. Oluşan ortak bilinç ve algı, gelecekte oluşacak davranış, tutum, eğilim ve tercihleri şekillendirebilmektedir. Dolayısıyla her bir yeni kuşak, sahip olduğu değerleri, algıları, tutum ve davranışları, farklı bakış açıları, güçlü ve zayıf tarafları gibi özellikleri ile farklı karakteristik özelliklere sahiptirler. Her dönemin ruhu, genel hatlarıyla belirli ortak özelliklere sahip insanların ortaya çıkmasını desteklemekle birlikte, her kişide bu özellikler farklı tonlarda görülebilmektedir. Bunun altında yatan önemli bir neden, dış faktörlerin farklı bağlamlarda farklı oranlarda bireyleri etkilemesiyle beraber, bundan daha önemlisi her bireyin yaşadığı olay karşısında geliştireceği, duygu, düşünce ve davranışın insanın biricik olmasından dolayı farklılaşmasıdır. Mevlana’nın “Düşünmeyi öğrendim. Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim. Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.” demesi, analiz yapabilmek için konuları terminolojinin ve metodolojinin kaplarına koyarak ele almamız gerektiğine, fakat sonra sağlıklı düşünebilmek için konuları dikkatlice analiz ettikten sonra bu sefer düşüncemizi kalıplardan kurtarmamız gerektiğine yönelik önemli bir değerlendirme. Kuşaklar teorisinde yer alan belirleyici noktalarla, iş dünyasının geleceğinin profillemesinde oldukça önemli ipuçlarını alarak, sağlıklı düşünme noktasında tüm bu indirgemeci yaklaşımları ve onun kalıplarını bir kenara koyarak senteze ulaşmayı hedefleyebiliriz.</p>



<p>Kısaca hala iş hayatında olan kuşaklara bakarsak oranları çok düşük olmakla beraber ilk önce “Baby Boomers” kuşağını görürüz. 2. Dünya Savaşından sonra 1940-1960 yılları arasında doğan yaklaşık bir milyar bebekten dolayı bu isimle anılan kuşağın en belirgin özellikleri kanaatkâr ve duygusal olmaları, sadakat duyguları yüksek, otoriteye bağlı, gerektiği zaman teknolojiyi kullanan, gelenek ve kültürlerine bağlı bir kuşak olmalarıdır diyebiliriz.</p>



<p>X kuşağı üyeleri, bireyciliği ön planda tutan, toplumsal sorunlara duyarlı, mücadeleci, küresel düşünen, işlerine bağlı ancak iş ve özel yaşam dengesini korumaya özen gösteren, farklı yaşam biçimlerine, kültürel çeşitliliğe hoşgörülü ve garantici yaklaşan bir yapı sergilemektedirler. Bebek Patlaması kuşağı anne ve babalarının “Çalışmak için yaşamak” anlayışı, X kuşağı için “yaşamak için çalışmak” anlayışına dönüşmüştür.</p>



<p>Y Kuşağı adını ingilizce “WHY” kelimesinin “Y” harfinden alırlar. “Neden” sorusunun cevabını ararken, iş dünyasında da nedenini anlamadıkları işleri yapmaktan imtina ederler. Teknoloji konusunda X kuşağına kıyasla daha yetkindirler. Bu kuşak üyelerinin üçte ikisi beş yaşlarından önce bilgisayarla tanışmıştır. Akıllı telefonlar, dizüstü bilgisayarlar ve sosyal medya ile büyüyen ilk kuşaktır. İletişim kurarken daha çok teknolojiyi kullanırlar. Bazı kurumlar iş yerinde yüz yüze iletişimi arttırmak için duvarlarına “walk to talk” yazmak zorunda kalmıştır. Bu kuşağın özellikleri, değerleri ve beklentileri üzerinde dijital teknolojinin belirleyici bir etkisi bulunmaktadır.</p>



<p>Y kuşağının en önemli karakteristik özellikleri arasında bireysel, özgürlüklerine düşkün ve girişimci olmaları sayılabilir. Ne istemediklerini bilme noktasında kafaları net olmakla beraber ne istediklerine karar vermede zorlanırlar. Çalışmayı kendinden önceki kuşaklar kadar sevmeyen, yaşamak için çalışmak zorunda olduklarına inanan bir kuşaktır. Bugünü yaşayan ve uzun süreli plan yapmayan bireylerdir. Kurallardan ve otoriteden çok hoşlanmayan, daha hızlı tüketen, tatminsiz davranan bu kuşağın bir diğer özelliği de özgüvenlerinin yüksek olmasıdır. Fakat bu her zaman aynı oranda öz kaynaklarının yüksek olduğu anlamına gelmemektedir. İlgi odağı olmaktan çok hoşlanırlar. Hedefleri yüksektir.</p>



<p>Günümüzde sayısal olarak iş dünyasına hâkim kuşak Y kuşağı olarak görülmektedir. Yakın geleceğin iş hayatını domine edecek kuşaklar ise Y ve Z kuşağı, uzak gelecekte de Alfa kuşağı olarak görülmektedir.&nbsp;</p>



<p>Z kuşağını diğer kuşaklardan ayıran en önemli nokta dijital teknolojiyle doğup büyümeleridir. Z kuşağı, X ve Y kuşaklarının çocuklarıdır ve ebeveynlerinin görüşlerine diğer kuşaklardan daha fazla değer veren ve onların fikirlerini önemseyen, onları dinleyen yapıdadırlar. Y kuşağıyla birlikte dünya genelinde en aktif sosyal medya kullanıcılarıdır.</p>



<p>İnternet olmadan hayatın ne demek olduğunu bilmemektedirler. Akıllı cihazları ileri beceri düzeyinde kullanmaktadırlar. Akıllı cihazlarla aynı anda müzik dinlerler, blog yazarlar, elektronik postalarını takip ederler, sosyal medya ağlarında dolaşarak mesajlaşırlar, film vs. izlerler. Z kuşağı hem gerçek hem de sanal dünyada çalışabilmektedir. Bu iki dünya arasında hızlı ve sürekli gezinti yapabilmektedirler. İhtiyaç duydukları bir veriye kolayca ulaşabilir ve o veriyi paylaşabilirler. İş hayatında da rutinden uzak, yaratıcılığı ve teknolojik-dijital içeriği yüksek işlere yönelmektedirler. İstemedikleri, anlam bağı kuramadıkları, en kıymetli kaynakları olan zamanlarını vermeye karşılık olan ücretin verilmediği, kendilerini geliştirme ve gerçekleştirme fırsatlarının olmadığı firmalarda çalışmak yerine çalışmamayı tercih edecek yapıdadırlar.</p>



<p>Bilgiye ulaşma kapasiteleri yüksektir. Bilgiyi sadece tüketmezler aynı zamanda üretip kontrol edebilme yetisine sahiptirler. Kuşaklar arasında el-göz-kulak uyumu ve motor becerileri en yüksek olan kuşaktır. El-göz-kulak uyumu yüksek olmalarına karşın odaklanma süreleri diğer kuşaklarla kıyaslandığında oldukça kısadır.&nbsp;</p>



<p>Kendinden önceki kuşaklara oranla, bir ideolojiye, milli değerlere, geleneğe, dinlere bağlılıkları hatta kendi farklı kimliklerine dahi bağlılıkları düşük olmakla beraber çok kimlikliliği önceki kuşaklara göre daha çok severler. Dijital ortamlarda gerçek hayat kimliklerinin dışında yakınlarının dahi kendisini bilmeyeceği kimliklerle var olmayı tercih edebilirler. Kimliğe ve onu oluşturan unsurlara yönelik düşük bağlılıkları diğer yandan onlara bir üst kimlik oluşturmada kendilerini “dünya vatandaşı” ve “evrenin bir parçası” olarak görmelerine destek olur. Aynı şekilde içinde bulundukları kuruma karşı da bir önceki kuşağa göre daha az bağlılık hissetmekle beraber, kendisini geliştirebileceği, anlamı yüksek, kendisini gerçekleştirmesi noktasında ona destek olan yapıların içinde olmayı tercih edebilirler. 6. Dalganın getirdiği çevre hassasiyeti ve insan için sürdürülebilirlik, çevre için sürdürülebilirlik yaklaşımları, bireysel refah ve toplumsal refah arasındaki sınırların aşınması ve aşılması, Z kuşağının kurumlarından sosyal refah noktasında beklentilerini arttıracaktır. Baby Boomer’ ların “ben kuruma ne katabilirim?” sorusu, X’lerde “ben kuruma ne katarsam diğerlerinden ayrışırım?” sorusuna, Y kuşağında “kurum bana ne katabilir?” e dönüşürken, bu soru Z kuşağında “Kurumum çevreye ve insanlığa ne katabilir?”e dönüşmüştür.</p>



<p>Z kuşağının kurumlardan beklentileri kurumları daha “sosyal-şirketler” olmaya zorlarken liderlikten beklentileri de günümüz liderlik anlayışını dönüştürecek şekildedir. Bu kuşak ile liderlik, din insanları ve siyasetçilerden daha çok kurumlardaki yöneticilerden beklenen bir yaklaşım halini alacaktır.&nbsp;&nbsp;Karşılarında bir yöneticiden ziyade bir “kolaylaştırıcı” görmeyi, hayatın her alanında olduğu gibi samimi ve sade bir şekilde iletişim kurabilmeyi, kendisini gerçekleştirme ve hayat amacını bulma noktasında koçluk stili ile yöneten hizmetkar liderlerin olmasını isteyecekleri düşünülmektedir. Bu kuşak ile kurumlarda tersine mentorluk çalışmalarının daha da artacağı düşünülmektedir.</p>



<p>Son kuşak olan Alfa’lara baktığımızda ise yaşadıkları dönemdeki teknolojik gelişmeler ve Alfa’ların karakteristik özellikleri göz önüne alındığında, 2021 yılı itibari ile tamamı öğrenci olan ve henüz çalışma hayatına girmemiş olan Alfa’ların çağlarına uyum sağlayabilmeleri için eğitim sisteminin temelden değişmesi gerekmektedir. Araştırmacılar, Alfa kuşağının sahip olduğu özellikler nedeniyle geleneksel eğitim yöntemlerinin bu yeni öğrenci grubunun entelektüel, sosyal ve duygusal ihtiyaçlarını karşılayacak donanıma sahip olmadığını düşünmektedir. Özellikle teknolojik bilgiden yoksun öğretmenlerin Alfa kuşağı ile ciddi sorunlar yaşayacağı düşünülmektedir.&nbsp;</p>



<p>Alfa kuşağı mensupları, yaşamlarının ilk yıllarından itibaren, günlük yaşamlarının ayrılmaz bir parçası olan teknolojiyle ve yaşam biçimlerini ve davranışlarını etkileyen dijital dünya ile artık bir bütün olmuşlardır. Alfa kuşağı girişimci ruhlu, yaratıcı, dinamik, kural tanımayan, otoriteden hoşlanmayan, bağımsızlıklarına düşkün ve teknoloji bağımlısı gibi karakteristik özelliklere sahiptir. Bu kuşağın temsilcilerinin büyük ölçüde teknolojiyle ilişkili meslekleri tercih edecekleri, lider odaklı davranışlar sergileyecekleri, yüz yüze iletişimden hoşlanmadıkları için gerek kişisel gerekse işle ilgili bütün gereksinimlerini dijital dünyadan karşılayacakları düşünülmektedir. Youtuber, blog yazarlığı, influencer gibi yeni meslekler Alfalar arasında daha şimdiden oldukça popüler olmuştur. Hatta bazı Alfalar bu mecralardan ciddi gelir elde etmektedir.&nbsp;</p>



<p>Gelecekte, kurallardan ve otoriteden hoşlanmayan Alfa kuşağı ve otorite sorusu gündeme gelebilir. İleride bu kuşağın üyelerinin hiyerarşik olarak yapılandırılmış organizasyon ortamında yöneticileri ile iletişimlerinde nasıl davranış sergileyecekleri önemli bir konudur. Bu nedenle kurumların yöneticileri, yönetme stillerine odaklanarak özellikle “Liderlik Ederek ve Koçluk Yaparak” yönetme noktasında gerekli yetkinlikleri, Z kuşağını yönetme süresi boyunca geliştirmiş ve hizmetkâr liderlik yaklaşımlarını içselleştirerek kurum kültürü haline getirmiş olmaya ihtiyaç duymaktadırlar.&nbsp;</p>



<p>Z kuşağının yöneticisinden beklentisi olan “hizmetkâr liderlik” yaklaşımıyla, 6. Dalganın etkilerinin daha fazla görüleceği Alfa kuşağında, maddenin insan tarafından fazlasıyla manipüle edilebilir olduğu, post-human örneklerinin laboratuvar boyutundan yavaşça günlük hayat seyrinde görülebilir örnekler haline geldiği bir gelecekte daha çok manevi (içsel) ihtiyaçların artacağı, maddeyle olan ilişkinin de ihtiyaç bağlamından kurtulacağı, bir önceki kuşak ile beraber şirketlerin omuzlarına yüklenmiş olan “dünya için lider çıkarma” görevi ile daha anlama odaklı, daha kapsayıcı, birleştirici ve daha manevi liderler ortaya çıkacaktır. </p>



<p class="has-medium-font-size">Pınar Ersoy Özdoğru</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://yetenekakademisi.com/gelecegin-organizasyonlari-ve-liderlik-2-beseri-dinamikler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11765</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Doğum Sancıları</title>
		<link>https://yetenekakademisi.com/dogum-sancilari/</link>
					<comments>https://yetenekakademisi.com/dogum-sancilari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Ebru Arslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Dec 2022 07:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yetenek Akademisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yetenekakademisi.com/?p=11762</guid>

					<description><![CDATA[Tam olarak ne zaman başladı bilemiyorum. Tarih sahnesinde müstesna bir yere sahip olacak Covid 19 pandemisi üzerinden kameralarımızı 2020 yılına çevirsek isabetli atış yapar mıyız ondan da emin değilim. Ama havada bir huzursuzluk var. Sanki çevremdeki herkeste bir sıkışmışlık hali. Yaptığı her şeyde manasızlık hissi, aradığı anlamı bulamama, normalde keyif aldığı şeyleri sorgulama, bir gayretle [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Tam olarak ne zaman başladı bilemiyorum. Tarih sahnesinde müstesna bir yere sahip olacak Covid 19 pandemisi üzerinden kameralarımızı 2020 yılına çevirsek isabetli atış yapar mıyız ondan da emin değilim. Ama havada bir huzursuzluk var. Sanki çevremdeki herkeste bir sıkışmışlık hali. Yaptığı her şeyde manasızlık hissi, aradığı anlamı bulamama, normalde keyif aldığı şeyleri sorgulama, bir gayretle yapılan tüm aktivitelerin ağızda bıraktığı keçi boynuzu tadı. Medyada daha sık gözümüze çarpan şiddet hikayeleri. Şimdi dersiniz ki kişi karşısındakini kendinden bilirmiş. Bu besbelli senin dünya pencerenden görünen. Ben de çoğu zaman aynı telkinle denetlerim kendimi ama bu sefer durum bir parça farklı: Gallup tarafından 2021 sonu ve 2022 başlarında 122 ülkede yaklaşık 127.000 yetişkin ile yapılan görüşmeler dünyamızın içinden geçmekte olduğu bu sancılı dönemi verilerle ortaya koydu. Aslında son 10 yıldır artış trendi gösteren stres, üzüntü, öfke ve endişe gibi olumsuz duygular 2021’de yeni bir rekora ulaştı.<a href="//82D2855D-CE4C-4052-A6FF-3902DA73B665#_ftn1" rel="noreferrer noopener" target="_blank"><sup>[1]</sup></a></p>



<p>Şüphesiz ki her ülkenin ve örneklemi oluşturan her bireyin cevaplarının arka planında kendi öznel gerekçeleri vardır. Derin araştırmaları konunun uzmanlarına bıraktığımızda ülkemizin bu denklemde oldukça dikkatli bakılması gereken bir yerde durduğunu görüyoruz. Kendini dinlenmiş hissetmek, saygı ile muamele görmek, gülmek, kahkaha atmak, keyifli bir şey yapmak ve yeni bir şey öğrenmek gibi bileşenlerden oluşan ve Gallup’un adına kısaca Olumlu Deneyim Endeksi dediği alanda Afganistan ve Lübnan’dan sonra dünyada sondan 3. olmak neresinden bakarsak bakalım hazin. Aynı araştırma günlük öfke seviyesi bakımından Türkiye’yi dünyada ikinci ve günlük üzüntü yaşama konusunda üçüncü sıraya yerleştiriyor.</p>



<p>İnsan bir duygu varlığı ve dünyayı duyguların yönettiğini söylemek sanırım çok da yanlış olmaz. En rasyonel olduğunu iddia edenin bile duyguları etrafından ördüğü argümanları, yine duygu marifetiyle aldığı kararları ve eylemleri var. Düşüncelerimiz ve eylemlerimiz duygularımızın hükmü altında. Yumurta tavuk misali zuhurat mı duygularımızı aşağıya çekiyor yoksa duygular mı zuhuratı tetikliyor bilemiyorum ama ortada hiç geçmeyen Pazartesi Sendromu gibi depresif bir hava var.&nbsp;</p>



<p>Derdim kimseyi daha fazla karamsarlığa sürüklemek değil. Hele ki “kader olur, söyleme” diyen kadim öğreti, olasılıklar dünyasından kendimize yalnızca olumlu olanları çekmenin yolunun olumlu konuşmaktan geçtiğini öğretmişken konuyu daha da mayalamaya hiç niyetim yok. Diğer taraftan içimdeki cesur ve sorgulayıcı öğrenci arka sıralardan sürekli parmak kaldırarak iyimserlik ile Polyannacılığı da birbirine karıştırmamam gerektiğini söylüyor. Hastalığı tam ve doğru teşhis etmeli ki doğru tedavi bulunabilsin. İyimser olacağım diye mevcut durumun çerçevesini çizmekten ve gerçekleri göz ardı etmekten geri kalmamalı insan. Tam tersi mevcut durumu tüm değişkenleri ile anlamayı, çerçeveyi eksiksiz çizebilmeyi ve sorunların kök-nedenlerine inebilme cesaretini verebilmeli iyimserlik. Mevcut durumu tamıyla anladıktan sonra devam etme gücünü sunabilmeli.</p>



<p>Bu durum için de geçerli. Bir toplum duygusal açıdan bu denli uçları neden yaşıyor?&nbsp;</p>



<p>Yalnızca ekonomik arka planla açıklanabilir mi?&nbsp;</p>



<p>Ocakta kaynayan tencere mutlaka yadsınamayacak önemdedir. Diğer taraftan salt ekonomik çıkarları önceleyen ve tüm yaşam alışkanlıklarını çıkarlar etrafında şekillendiren, her türlü beşerî yapının merkezine ekonomik ilişkileri koyan günümüz sahnesinin insanlarda bıraktığı yorgunluk ve aşınmanın izleri de olabilir mi bunda?&nbsp;</p>



<p>Salt işsiz olmak değil de sahip olduğu işe “sahip çıkamadan” özensizce mesai doldurmanın da bir etkisi var mıdır resimde?&nbsp;</p>



<p>Üreten olmaktan tüketen olmaya; vermek yerine almaya ve kanaat etmekten tamahkârlığa doğru yöneldiğinden beri toplumun tutunacak dalının kalmamasından mıdır?&nbsp;</p>



<p>Dürüstlük, liyakat, güven, samimiyete ilişkin arayışlarının giderek daha tatminsiz kalmasından olabilir mi?&nbsp;</p>



<p>Hepsi mümkün ve daha fazlası. Toplumsal çözümlemeyi işin bilenine bırakalım ama bu kadar olumsuz duygu da sürdürülebilir değil. Artık yeni ve farklı bir şeyler yapmanın, başkalaşmanın zamanı. Tüm bu acı çekişler beyhude kalmamalı, bir doğumun sancıları olmalı. Toplumu daha iyiye götürecek ve dönüştürecek bir doğumun…&nbsp;&nbsp;</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p><a href="//82D2855D-CE4C-4052-A6FF-3902DA73B665#_ftnref1" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><sup>[1]</sup></a> https://news.gallup.com/interactives/248240/global-emotions.aspx</p>



<p class="has-medium-font-size">Emine Ebru Arslan</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://yetenekakademisi.com/dogum-sancilari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11762</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Geleceğin Organizasyonları ve Liderlik 1: “Gelecek”</title>
		<link>https://yetenekakademisi.com/gelecegin-organizasyonlari-ve-liderlik-1-gelecek/</link>
					<comments>https://yetenekakademisi.com/gelecegin-organizasyonlari-ve-liderlik-1-gelecek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Ersoy Özdoğru]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Nov 2022 17:26:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yetenek Akademisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yetenekakademisi.com/?p=11759</guid>

					<description><![CDATA[İş insanlarından gelen talep doğrultusunda&#160;Geleceğin Organizasyonları ve Liderlik&#160;hakkında 2021 Ocak’ında bir konuşma yapmıştım. “Perşembe’nin gelişi çarşambadan bellidir” atasözünde belirtildiği üzere bir işin nasıl ilerleyeceği şimdiki gidiş-hattan belirli oranlarda öngörülebilir diyerek içinden geçtiğimiz pandemi sürecinin getirdiği bilinmezliği kısmen kabul etmekle birlikte, “Dünya bazı olaylardan dolayı mı eviriliyor, dünya evrildiği için bazı olaylar mı gerçekleşiyor?” sorusunu sormuştum. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İş insanlarından gelen talep doğrultusunda&nbsp;<em>Geleceğin Organizasyonları ve Liderlik&nbsp;</em>hakkında 2021 Ocak’ında bir konuşma yapmıştım. “Perşembe’nin gelişi çarşambadan bellidir” atasözünde belirtildiği üzere bir işin nasıl ilerleyeceği şimdiki gidiş-hattan belirli oranlarda öngörülebilir diyerek içinden geçtiğimiz pandemi sürecinin getirdiği bilinmezliği kısmen kabul etmekle birlikte, “Dünya bazı olaylardan dolayı mı eviriliyor, dünya evrildiği için bazı olaylar mı gerçekleşiyor?” sorusunu sormuştum. Zira iş dünyasının değişime uğradığı, ancak katalizörlerin devreye girmesiyle tepkimelerin hızlandığı ya da yavaşladığını söylemek mümkündü.&nbsp;</p>



<p>Konunun özünde yer alan gelecek tasavvurunda ise sistemsel ve beşerî unsurlar değişimin temel unsurları olarak tanımlanabilmektedir. Sistemsel ve beşerî dinamikler iş hayatında “Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan çıkar?” paradoksu gibidir.&nbsp;</p>



<p>Lineer bir zaman akışı ile sistemsel dinamiklere bakıldığında, 1763 yılında buharlı makinenin İngiltere’de icadı ile birinci Sanayi Devrimi başlar ve günümüze kadar gelişerek devam eder. Ancak bu büyüme süreci istikrarlı, yani lineer değildir. Hızlı genişleme dönemlerini genellikle sosyal refahın düşmesine neden olan kriz dönemleri ve yoksullaşma takip eder. Kapitalizmin sahip olduğu bu dalgalı gelişme sürecini ilk olarak Rus ekonomist Nikolai Kondratieff tarafından detaylı olarak incelenmiştir. 1925 yılında, ekonomist Nikolai Kondratieff’in yapmış olduğu araştırma sonucunda bu değişikliklerin lineer bir akışa kıyasla bir sinüs dalgası halinde olduğunu tespit etmekle beraber bu dalgalanmaları açıklayacak kapsamlı bir teori ortaya koymamıştır. 1925 sonrasında pek çok bilim insanı bu teoriye katkı sunmuştur. Joseph Schumpeter geliştirdiği iş çevrimi teorisi ile bu uzun dalgaların oluşum nedenini şu şekilde açıklamıştır: yeni ürünlerin, yeni hizmetlerin ve yeni süreçlerin ortaya çıkması. Carlota Perez tarafından bu teknoloji devrimlerine yeni yaratılan tekno-ekonomik paradigmasının eşlik ettiği ve teknoloji devrimleri bu yeni paradigma ile büyük 50 veya 60 yıl süren yeni bir gelişme dalgası yarattığı ortaya konulmuştur.&nbsp;&nbsp;Günümüzün beşinci dalgayı yaşadığı ve altıncı dalgaya geçiş sürecinde olduğu belirtilmektedir.&nbsp;</p>



<p>Her dalga kendi yeni ortamını yaratmakta ve bir süre sonra bu teknolojinin taklitleri sonucunda ortaya çıkan imitasyonları ile bu teknolojiyi kullanan firmaların sayısı artmaktadır. Rekabetin artışı ile oluşan bu dalga kendi içinde konsolide olmaya başlaması ile durgunlaşma dönemine girmektedir. Mevcut dalganın ürettiği değer, finans piyasasında ürettiği değere kıyasla bir farklılık oluşturması nedeni ile bu trend belirli bir süre sonra sönümlenmekte ve küçük ölçekli bir resesyon yaşanmakta, devamında ise yeni bir teknolojinin devreye girmesi ile yeni bir dalga oluşmaktadır. Dalgaların zaman akışı da her ülkede farklılık göstermekte, faz farkları oluşabilmektedir. Günümüzde gelişmiş ülkelerde beşinci dalganın sonu altıncı dalganın başlangıcı yaşanmaktayken, gelişmekte olan ülkeler için beşinci dalganın içinde bir yerde bulunduklarını gözlemlemek mümkündür. Yeni dalganın başlangıcında, bir önceki dalganın etkileri ve getirileri gözlemlenebilmektedir. Bu getirilerin oluşturduğu akış bir spirale benzetilebilir. Yeni oluşan dalga bir öncekini kapsayarak daha üst bir iş modeli ve iş yapış şekilleri ile daha farklı bir bakış seviyesi yaratmaktadır. Örnek olarak, dördüncü dalganın otomotiv sektöründe yarattığı etki ile yalın üretim kavramı ortaya çıkmıştır ve beşinci dalga bu kavramı da kapsayarak gelişmeye devam etmiştir. Gelecekte oluşacak altıncı dalganın da beşinci dalgada ortaya çıkan esnek organizasyon yapılarını kapsaması öngörülmektedir.&nbsp;</p>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" src="https://i0.wp.com/hernefes.com/wp-content/uploads/2022/09/IMG_7588.jpg?resize=828%2C485&amp;ssl=1" alt="IMG 7588" class="wp-image-1787" title="Geleceğin Organizasyonları ve Liderlik 1: &quot;Gelecek&quot; 2"/><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://riddhishethdash.medium.com/what-are-the-innovations-that-are-predicted-to-unlock-economic-growth-in-the-6th-wave-5f195345e1e9" rel="noreferrer noopener" target="_blank">https://riddhishethdash.medium.com/what-are-the-innovations-that-are-predicted-to-unlock-economic-growth-in-the-6th-wave-5f195345e1e9</a></figcaption></figure>



<p>Altıncı dalgaya gelindiğinde, özellikle büyük yatırımcılar bu dalganın oluşacağı alanı öngörmeye çalışmaktadır. Bu alan birçok bilim insanının öngörüleri doğrultusunda “sürdürülebilirlik” noktasında ekosistem’in sürdürülebilirliği için çevre teknolojilerinde ve kaynakların daha verimli kullanılması noktası ile insanın “sürdürülebilirliği” için sağlık sektöründe; atom altı seviyede (nano parçacıklara) kuantum mekaniği formüllerinin uygulanması ile ortaya çıkacak yeni fenomenler ve nanoteknolojilere ek olarak bio teknolojiler üzerinden gerçekleşecektir. Yeni dalga ile yeni bir sektör yaratılması ya da sağlık ve/veya çevre teknolojileri sektörünü mevcuttaki konumundan başka bir yere çekebileceği öngörülmektedir.&nbsp;</p>



<p>İnsanlar geleceğe dair pek çok hayal kurabilir ama en başta dünya olmak üzere kaynaklarını tükettiği noktada bu hayallerinin hiçbirini gerçekleştiremez. Bu ifadeden yola çıkıldığında, sürdürülebilirlik kavramı insanın geleceğe dair hayallerini gerçekleştirmesi için olmazsa olmaz unsurlardan biri olarak tanımlanabilmektedir. İnsan kendi yaşantısını ve geleceğini garanti edebilmek adına çevresel sürdürülebilirliği de garanti altına almak istemektedir. Buradaki çevresel sürdürülebilirlik sadece karbon ayak izi, yeşil etiket, kaynakların etkin kullanılma gerekliliği, yenilenebilir enerji kaynakları kavramları ile sınırlı değildir. Toplumsal refahı da içine alan daha büyük bir çevre algısından bahsedilmektedir. Bu yeni algı düzeyi oldukça bütüncül, kapsayıcı bir birlik anlayışını yanında getirmektedir.&nbsp;</p>



<p>Kelebek etkisi anlatılırken “bir yerde bir kelebek kanat çırpsa, dünyada fırtına olur” ifadesi artık hepimiz için özellikle pandemi sonrası daha çok anlaşılabilir bir hâl almıştır. Artık şöyle bir cümle kurulduğunda “Afrika’da bir çocuk kirli bir su içse, Avrupa’daki tüm çocuklar temiz su içseler bile bir iki gün içinde karnı ağrır” kimse bu cümleye itiraz edebilecek durumda değildir. Bu da sürdürülebilirlik kavramının ister bütün eko-sistem ister salt insanın kendi sürdürülebilirliği için olsun toplumsal refahı da kapsayan bir anlamı dayattığı söylenebilir.&nbsp;</p>



<p>Bu doğrultuda, altıncı dalgada toplumsal refah ile bireysel refah düzeylerinin arasındaki sınırların aşınacağı ve aşılacağını söylemek yanlış bir öngörü olmayacaktır. Böyle bir anlayış insanların tekrardan ne kadar diğer tüm varlıklardan bağımsız olabileceklerini düşünmesine sebep olabileceği gibi bazı kavramların ve değerlerin içini yeniden doldurma ihtiyacını yaratacaktır.</p>



<p>Yukarıda bahsedilen örnekler ve kavramlarda da bahsedildiği üzere, yapılan araştırmalar altıncı dalga ile aydınlanmanın getirdiği hürriyet ve bağımsızlık kavramlarının yeniden sorgulanacağını göstermektedir. Yapılan her hareket, alınan her aksiyon global sürdürülebilirliğe ve toplumsal refaha etki edecek ise kişiler ne kadar bağımsız hareket edebildiklerini sorgulamaya başlayacak ve bu da altıncı dalgada kavramların yeniden şekillendirilmesini sağlayacaktır.</p>



<p>Beşinci dalgada teknolojinin ortaya çıkardığı yakınsama madde üzerinde görülmüş ve günümüzde oldukça yaygın hale gelmiştir. Örneğin bir cep telefonuna baktığımızda, aslında onun bir ses kayıt cihazı, saat, takvim, bilgisayar, radyo gibi pek çok maddeyi alarak bir madde üzerinde yakınsanması olduğu görülmektedir. Altıncı dalgada ise bu yakınsamanın nano-teknolojiler ve bio-teknolojilerin yaratacağı yeni fenomenler ile insan bedeni üzerinde olabileceği öngörülmektedir. Buna dünyada yapılan keçi fetüsünde üretilen cenin, bir hayvanda üretilen organlar, üç boyutlu yazıcılar ile uzuvlar yapılması, demans ve Alzheimer hastalıkları için beyni eski kapasitesine getirebilecek mikroçipler üretilmesi gibi çalışmalar örnek olarak gösterilebilir. Teknolojinin yaratacağı yeni fenomenlerle insan, madde ve hayvanın insan bedeninde yakınsanacağının birer göstergesi olarak ortaya çıkmaktadır ve bu günümüzde daha sık duymaya başladığımız yeni bir “insan” öngörüsünü gündeme getirmektedir.</p>



<p>Altıncı dalga sürdürülebilirlik noktasında sadece toplumsal refah ve bireysel refah arasındaki sınırların aşınmakta-aşılmakta olduğunu göstermemekte aynı zamanda insan, hayvan, madde ve digitalizayon arasındaki sınırları da zorlamaktadır. Bundan elli yıl önce kişiler “beni insan yapan şey nedir?” sorgulaması içinde değilken, bugün bizler bu sorgulamayı yaşamakta ve maddeyi referans almaktayız. Bundan elli yıl sonra ise aynı sorgulamalar devam etmekle birlikte, artık kişilerin referansı maddenin yakınsanması nedeni ile madde üzerinden olamayacak ve mânevi kavramlar üzerinden olacaktır. Dolayısıyla spiritüellik kavramları ve maneviyatın burada devreye girmesi ve “post-human” denilen kavrama yaklaşılması yeni dalgalar ile sorgulanması öngörülen konulardan biri olarak örneklendirilebilir.&nbsp;</p>



<p>Her dalganın kendi terminolojisini ve metodolojisini oluşturduğu, kendi değerlerini önceliklendirdiği bilinmektedir. Bir yandan da milletler arası çalışmalar, düzenlemeler ve ihtiyaç duyulan regülasyonlar için yeni dalganın kendi iç basıncı oluşmaya devam etmekte, oluşan konjonktürel basıncın yeni dünya sistemi ile insanın kesiştiği noktalardan biri olan organizasyonlara da ciddi yansımaları olacağı öngörülmektedir.</p>



<p class="has-medium-font-size">Pınar Ersoy Özdoğru</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://yetenekakademisi.com/gelecegin-organizasyonlari-ve-liderlik-1-gelecek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11759</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Planlama ve Tutmayan Planlar Dünyası</title>
		<link>https://yetenekakademisi.com/planlama-ve-tutmayan-planlar-dunyasi/</link>
					<comments>https://yetenekakademisi.com/planlama-ve-tutmayan-planlar-dunyasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Ebru Arslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Oct 2022 17:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yetenek Akademisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yetenekakademisi.com/?p=11755</guid>

					<description><![CDATA[Çocukluğuma dair aklımda kalan en eski fotoğraf üç yaşımın başlarına denk geliyor: Kardeşim henüz doğmamış&#8230; Erenköy’de dört katlı apartmanın en üst kat pencere pervazında görüyorum annemle kendimi. Sahnede, üstüne oturduğumuz divanın iri desenli, etekleri pileli Sümerbank basması kumaşı ve sokaktan geçen lacivert jileleri, iki yandan özenle örülmüş saçları ve göğüslerine yaslayarak taşıdıkları kitap defterleriyle Erenköy [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Çocukluğuma dair aklımda kalan en eski fotoğraf üç yaşımın başlarına denk geliyor: Kardeşim henüz doğmamış&#8230; Erenköy’de dört katlı apartmanın en üst kat pencere pervazında görüyorum annemle kendimi. Sahnede, üstüne oturduğumuz divanın iri desenli, etekleri pileli Sümerbank basması kumaşı ve sokaktan geçen lacivert jileleri, iki yandan özenle örülmüş saçları ve göğüslerine yaslayarak taşıdıkları kitap defterleriyle Erenköy Kız Lisesi’nin öğrencileri var. Yıl 74 sonları. 75’in başları da olabilir. Aklımda kalan her şey Ertem Eğilmez’in o yıllarda çektiği filmlerden bir sahne sanki&#8230; Annem konuşuyor: “Benim kızım da bu ablalar gibi büyüyecek, okullara gidecek. Haydi güzel kızım iç şu sütü artık.” Elinde benim içmemek için direndiğim bir çay bardağı süt, dilinde kızıyla ilgili hayalleri&#8230;</p>



<p>Sonraki fotoğraf çiçekli balkonumuzda babama verdiğim gururlu okul pozu. Okula gönderilmek için yedi yaşımı beklediğimden yaşıtlarımdan daha iri olduğum ve bu nedenle üzerimde 5 yıl boyunca iğreti duracak siyah önlüğümü gururla üzerime geçirmiş, olmayan dişlerle objektife gülümsüyorum. İki yandan at kuyruğu yapılmış saçlarım ve kendimce daha “ciddi” göründüğü için annemin ördüğü özenli beyaz dantel yaka yerine takmakta direttiğim sivri uçlu “erkek çocuğu” yakam ile…</p>



<p>O fotoğraftan sonraki okula dair her anımın içine, yalnızca küçük bir kasaba esnafı olmasına rağmen kendine yıllık çalışma planı yapan dedemden yadigâr olduğu garantili, planlama merakım dahil oldu. “Önce okuldan döneceğim, ardından bir sayfa U yazma ödevimi yapacağım. Sonrasında yemek yiyebilirim…” O zamanlar adına zaman yönetimi, verimli çalışma, planlama demesini hiç bilmediğim ama genlerle taşınan bir içgüdü. Zamanı küçük lokmalara bölmenin ve her lokmayı neyle katık edeceğini bilerek yaşamanın verdiği güven duygusu. Üniversiteye hazırlanırken kendimden hız alamayıp arkadaşlarıma yaptığım çalışma ve zaman planları da sonrasında mesleğimin önemli bir kısmının proje yönetimi olmasının kehanetini içinde barındırıyor gibiydi. İçimdeki özgürlükçü kova kimi zaman daha spontane ve maceracı tarafımı gıdıklasa da ben hayatıma dair her şeyi planlamayı seçmiştim.</p>



<p>Öyle ki, hayat bizim tasavvurumuzun ötesinde ehil bir senaristin ellerinde olmasaydı, planlamanın, tüm değişkenleri kontrol altında tutan, hükmedici ve hafif tanrısal bir tarafı olduğuna inanmaya meyledebilirdim. Neyse ki öyle olmadı. Çocukluğun kumdan kaleleri yıkıldı ve hayata dair yaptığım planların görünmez bir el tarafından ironiyle yıkılışına tanık oldum. Ata Demirer’in Eyvah Eyvah filminde canlandırdığı naif Çanakkale delikanlısının sevgili namzedine söylediği “Ben hiç plan yapmam çünkü tutmuyor.” deyişindeki hafif sitemkâr tavırda kendimi buldum. Saplantılı çocukluk aşkı tarafından aldatılmışlığın verdiği hayal kırıklığı…</p>



<p>Bunlar yetmezmiş gibi 2000’li yıllarla birlikte dünya genelinde iş dünyasını tanımlamak maksadıyla kullanılmaya başlanan VUCA<a href="applewebdata://49F33EC0-4864-4EE8-A4F3-D04E311E3EA4#_ftn1" target="_blank"><sup>[1]</sup></a>&nbsp;tabiri iş hayatının ne kadar değişken, kaotik ve öngörülemez olduğunun altını çizerken işimle ilgili planlama binamın altına da bombayı bıraktı. Sürekli değişen koşullar altında planlama yapmaya çalışmak, altı delik bir sandaldan kovayla su tahliye etmeye çalışmak kadar beyhude bir çabaya dönüştü.&nbsp;</p>



<p>Her şeyin bu kadar hızla değiştiği bir dünyada plan yapmaya devam etmek ne kadar anlamlıydı?&nbsp;</p>



<p>Zaten tutmayacak ve sürekli değişecek iş planları ve bütçeler için bu kadar işgücü maliyetine katlanmaya değer miydi?&nbsp;</p>



<p>Kervan zaten yolda düzelmez miydi?&nbsp;</p>



<p>Eski alışkanlıklarına sadık pek çok iş insanı, planlama ile yaşadığı şiddetli geçimsizliği boşanmaya dönüştürmenin argümanlarına kavuşmuştu çok şükür. Bense bu furyada ilk şoku atlattıktan sonra, bütün aldatılmışlıklarıma rağmen, çocukluk aşkıma sahip çıkmaya devam eden vefalı sevgili olmayı seçtim. Zira zaman içinde planlamanın statik bir faaliyetler silsilesi olmaktan öte zihni yapılandıran, kişiye hareket esnekliği sağlayan, nihai amaçla bugün arasındaki bağın sağlamasını yapan, aksilikler karşısında dayanıklı durmayı kolaylaştıran bir kaldıraç olduğunu fark ettim.&nbsp;&nbsp;Dünya, “çevik planlama” adı altında yeni bir modelin altyapısını oluşturdu ve planlamaya dair örselenen özgüvenimi tamir etmeme yardımcı oldu.&nbsp;</p>



<p>İşin hülasası bence şudur ki, işte ve hayatta:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Planlar her zaman değişir. Değişim kaçınılmazdır. Planları değişmemeleri için değil, zihni yapılandırmak ve temiz tutmak için yaparız.&nbsp;</li>



<li>Önemli olan plan yapmamak değil, yapılan planları değiştirebilme esnekliği ve çevikliğine sahip olmamızdır.</li>



<li>Uzun vadeli bir hedefimiz, geleceğe dair bir rotamız olmalıdır bu hayatta. Nereye gitmek istiyoruz? Bunu neden istiyoruz? Bizim için anlamı ne?&nbsp;&nbsp;Bu yolda bugün atmamız gereken en doğru adımlar neler?&nbsp;</li>



<li>Son zamanların geçer akçe kavramlarından “ana odaklanmak, anı yaşamak” sanıldığı gibi yalnızca ana odaklanıp öngörüsüz kalmak değildir, tam tersi içinde bulunulan bağlamı çok iyi analiz etmeyi gerektirir. Analizi iyi yapanın geleceğe dönük öngörüleri isabetli olur, hesaplı ve tedbirli olur. Özetle anı yaşamak ve plan yapmak sanıldığı gibi birbiri ile çelişmez.&nbsp;</li>



<li>Koşullar bizim için zora girdiğinde ya da öngörülemez biçimde değiştiğinde nihai hedefimizi hatırlamak rotadan sapmamak için en kolay yoldur. Nedeni bildiğimiz sürece nasılı değiştirmenin her zaman bir yolunu buluruz.</li>
</ul>



<p>“Gideceği limanı bilmeyene hiçbir rüzgârdan hayır gelmez.” diyen Montaigne henüz 16. yüzyılda bunu söylediğinde muhtemelen Amerika keşfedileli bile en fazla 50 yıl olmuştu. Bugünün teknolojisi, ekonomik düzeni, global rekabet anlayışı ile o günler kıyaslanamazdı elbet ama çok şükür ki hayatın temellerine ilişkin bilgeliğin zaman kaydı yok. Velhasıl 70’lerde bir Erenköy apartmanının pencere pervazında oturan o kız çocuğu hâlâ plan yapıyor. Plan yapmanın hayata tutunmanın yakıtı olduğu inancı ve planlama ile hayatın sürprizlerini karşılama konusunda daha güçlü ve esnek olabildiğini bilerek…</p>



<hr class="wp-block-separator has-alpha-channel-opacity"/>



<p><a href="applewebdata://49F33EC0-4864-4EE8-A4F3-D04E311E3EA4#_ftnref1" target="_blank"><sup>[1]</sup></a> VUCA, ilk olarak 1987’de kullanılan İngilizce bir kısaltma olup, değişkenlik (volatility), belirsizlik (uncertainty), karmaşıklık (complexity) ve muğlaklık (ambiguity) anlamına gelir. İlk olarak Soğuk Savaş’ın bitmesi ile ortaya çıkan yeni güvenlik ortamını tanımlamak için ABD ordusu tarafından ortaya atılır. Ardından 2001&#8217;deki 11 Eylül terör saldırıları ile VUCA kavramı ABD ordusu tarafından tekrar dile getirilir. Son 20 yıldır ise bu kavram hızlı değişimler ve buna bağlı belirsizlikleri içinde barındıran, kaotik iş dünyasını en iyi tanımlayan kısaltma olarak iş çevrelerince sahiplenildi.</p>



<p class="has-medium-font-size">Emine Ebru Arslan</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://yetenekakademisi.com/planlama-ve-tutmayan-planlar-dunyasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11755</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tüm Gemileri Tek Kazığa Bağlamak</title>
		<link>https://yetenekakademisi.com/tum-gemileri-tek-kaziga-baglamak/</link>
					<comments>https://yetenekakademisi.com/tum-gemileri-tek-kaziga-baglamak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sanem Ömürlü]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Mar 2022 12:26:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yetenek Akademisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yetenekakademisi.com/?p=11421</guid>

					<description><![CDATA[Hayatlarımıza şöyle bir baktığımızda zar zor hatırladığımız kısa bir okul öncesi dönem, ardından uzun bir okul dönemi, ardından kat kat daha uzun bir çalışma dönemi görürüz. Aslında okul yıllarındayken de belli bir sınıftan sonra iş hayatına odaklı düşünmeye ve yaşamaya başlarız. İyi bir liseye gitmeliyiz çünkü iyi bir üniversiteye girmemiz lazım. İyi bir üniversite ise [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Hayatlarımıza şöyle bir baktığımızda zar zor hatırladığımız kısa bir okul öncesi dönem, ardından uzun bir okul dönemi, ardından kat kat daha uzun bir çalışma dönemi görürüz. Aslında okul yıllarındayken de belli bir sınıftan sonra iş hayatına odaklı düşünmeye ve yaşamaya başlarız. İyi bir liseye gitmeliyiz çünkü iyi bir üniversiteye girmemiz lazım. İyi bir üniversite ise iyi bir iş hayatının başlangıcı demektir.</p>



<p>Sonra bir hız ve heyecanla atılırız iş hayatlarımıza. Kariyer beklentilerimiz hatta hırslarımız vardır çoğu zaman. Genellikle yolun bizi neye dönüştüreceğine değil de sonunda nerelere varacağımıza ve ne kadar kazanacağımıza odaklanırız. Nasıl bir insan olacağımızdan çok insanların bizi nasıl göreceğiyle, saygıdan çok saygınlıkla, muteber olmaksızın itibarla, muktedir olamadan iktidar sahibi olmayla bozarız kafalarımızı. Çalışırız, yarışırız, bozuşuruz, sızlanırız şanslıysak biraz gelişiriz ama boyumuzu ölçtüğümüz hep bir cetvel, tüm gemileri bağladığımız tek bir kazık vardır artık. Yıllar hızlıca birbiri ardına geçer, etiketler de gelir ama çoğu zaman gecikerek! Ne çok emek, ne çok zaman ve ne çok feragat vardır ardında.</p>



<p>Sonra bir gün artık iş hayatı sahnesinde bize ayrılan sürenin sonuna gelmiş oluruz. Yerimizi gençlere bırakmamız icap eder. Ya da daha yolun ortasındayken denizde fırtınalar kopup kazığı yerinden söküp atıverir. İşte o an, o tüm gemileri bağladığımız kazığın artık bize ait olamayacağını anladığımız o an geriye ne kalır? Kimizdir o andan itibaren? Hangi bağlar, hangi kimlikler, hangi roller kalır geride bize hala yaşadığımızı ve değerli olduğumuzu hissettiren? Birden acı bir şekilde fark ederiz ki senelerdir kendimizi anlamlı ve değerli hissettiren tek şey işimizmiş meğerse ve o artık yok. Oysa onun uğruna ne çok şey feda etmişizdir biz, ne hevesler, ne tutkular, ne arkadaşlıklar, ne aile bağları, kaç doktor randevusu, kaç okuma bayramı, kaç mezuniyet balosu, kaç gerçek, hakiki ve kayda değer zaman parçacığı&#8230;</p>



<p>Elbette insan yaptığı işte bir anlam ve daha üst bir amaç bulamazsa o işi yapmaya uzun süre dayanamıyor. İnsanların iş hayatlarında huzurlu ve mukavim olmalarının en önemli unsurlarının başında iş-anlam bağının kurulması geliyor. Öte yandan anlam bulunan tek alanın iş hayatı olması da aynı derecede yaralayıcı. Çünkü bu insanlar zamanla işkoliklere dönüşüyorlar. Kendilerini sadece çalışırken anlamlı hissedebildikleri için bir müddet sonra gereğinden ya da etrafındaki diğer insanların taşıyabileceğinden daha fazla iş üretir hale geliyorlar. Yapılan araştırmalar ise bu insanların öncelikle kendi sağlıklarını ve esenliklerini sonra da özellikle kendilerine bağlı çalışanlarınkini olumsuz etkilediğini göstermektedir.</p>



<p>Viktor Frankl’ın “İnsan’ın Anlam Arayışı” kitabında ifade ettiği gibi anlam duygusunu aniden yitiren insanlar ise zorluklar ve engeller karşısında umutlarını hızla kaybederek olumsuz etkilere ve hastalıklara çok daha açık hale geliyorlar. Yine yapılan araştırmalara göre anlam duygusunu sadece iş hayatında bulan insanların emekli olduktan sonra hayatlarının farklı alanlarında anlam ve amaç duygusuna sahip, iş-hayat dengesi kurabilmiş insanlara kıyasla daha az yaşadıklarını göstermektedir.</p>



<p>İşte tam da bu nedenle gemilerimizi ne kadar farklı kazığa bağlarsak onları hem fırtınalarda koruma şansımız daha yüksek olur hem de bir gün o bir tek kazıktan vazgeçmemiz gerektiğinde ya da onu kaybettiğimizde hala yola devam edebilecek gemilerimiz kalır.</p>



<p class="has-medium-font-size">Sanem Ömürlü</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://yetenekakademisi.com/tum-gemileri-tek-kaziga-baglamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11421</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Okul Biter Der(t)s Bitmez</title>
		<link>https://yetenekakademisi.com/okul-biter-derts-bitmez/</link>
					<comments>https://yetenekakademisi.com/okul-biter-derts-bitmez/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sanem Ömürlü]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Aug 2021 12:25:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yetenek Akademisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yetenekakademisi.com/?p=11419</guid>

					<description><![CDATA[Konuşmalarından üniversite son sınıf öğrencileri olduğunu tahmin ettiğim iki genç arkadaşın metrobüs sohbetinden bir bölümü okudunuz az önce. Tanıdık geldi mi ya da ne kadar tanıdık geldi bilemiyorum ama üniversite sonrasında ne yapacağı kaygısı sanıyorum her Türk gencinin kanayan yarasıdır. Bütün ilkokul, ortaokul, lise yılları iyi bir üniversiteye ya da iyi bir bölüme girebilmeye odaklı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p></p>



<ul class="wp-block-list">
<li>&#8211; Okul bitince ne yapmayı düşünüyorsun?</li>



<li>&#8211; Üff ne bileyim yaa&#8230; İçim sıkılıyor zaten.</li>



<li>&#8211; Benimkiler bir an önce iş bulayım diye kafayı yiyorlar.</li>



<li>&#8211; Haklılar kızım, iyi bir yer bulup kapağı bir attık mı kurtuluruz valla..</li>
</ul>



<p>Konuşmalarından üniversite son sınıf öğrencileri olduğunu tahmin ettiğim iki genç arkadaşın metrobüs sohbetinden bir bölümü okudunuz az önce. Tanıdık geldi mi ya da ne kadar tanıdık geldi bilemiyorum ama üniversite sonrasında ne yapacağı kaygısı sanıyorum her Türk gencinin kanayan yarasıdır. Bütün ilkokul, ortaokul, lise yılları iyi bir üniversiteye ya da iyi bir bölüme girebilmeye odaklı akıp gittikten sonra hikâyenin orada bitmediğini kısa sürede anlayıverir yavrucak. Esas mesele üniversiteden sonra ne yapacağıdır. Şöyle iyi bir işe ya da devlete kapağı atıverirse işte mesele ancak o zaman çözülmüş olur onun naif gözlerinde. Hikâyenin orada da bitmediğini ona söylesek mi acaba?</p>



<p>Senelerdir pek çok sektörde onlarca farklı kuruma yetenek yönetimi ve insan potansiyelini geliştirme konusunda danışmanlık yapan, eğitimler ve koçluklar veren, binlerce insanla birebir çalışmış olan bir ablaları olarak hikâyenin orada yepyeni bir boyut kazandığını söylesem&#8230; Kurumların artık teknik bilgi ve becerilerle ya da diplomalardaki okul isimleriyle pek de ilgilenmediklerini ve buradan geleceğe, giderek bu özelliklerin işveren gözünde değerinin azalacağını söylesem&#8230; Aradıkları en temel özelliklerin aslında temel toplumsal terbiyeden gelen (maalesef günümüzde çeşitli nedenlerle pek de gelemeyen) insani özellikler ya da İK cıların diliyle “yetkinlikler” olduğunu söylesem&#8230; Artık tevazuun, balon özgüvenden, açık fikirliliğin, dominantlıktan, öğrenme isteğinin ve merakın, teknik bilgi ve donanımdan, insana saygının, hunhar rekabetten, işbirliğinin ve birlikte başarmanın, yıldız olmaktan, sebatlı ve planlı olmanın çok zeki olmaktan daha çok değer gördüğünü söylesem&#8230; Liderliğin ve liderlik vasıflarının yepyeni tanımlarının olduğunu ve “hizmetkar liderlik” diye yeni bir liderlik yaklaşımının giderek daha da parladığını söylesem&#8230; Özür dileyebilmenin hiç hata yapmamaktan daha kıymetli olduğunu ve hataların öğrenime dönüşebildiğinde kusursuzluğun hayal edemeyeceği ufuklara eriştirebileceğini söylesem&#8230; Farklı düşünüş, inanış, yaşayış ve ifade tarzlarına karşı açık ve esnek olmanın, sürekli ve gittikçe de daha hızla değişen dünyaya uyumlanabilme becerisi geliştirmenin en kritik unsuru olduğunu söylesem&#8230; Prensip sahibi olmakla katı zihinsel kalıplara sahip olmanın aynı şey olmadığını, bilgelik ile bilgiçlik arasında ince ama derin bir çizginin olduğunu söylesem&#8230; Açık sözlü ve net olmanın dangalaklık olmadığını, her ortamda ve her durumda düşündüğünü filtresizce ifade etmenin dürüstlüğün değil sosyal zekânın gelişmemişliğinin bir göstergesi olduğunu söylesem&#8230; “Bir gecede yaptım, hiç de ter dökmedim” diyenlerin aksine çalışkanlığın ve gayretin her devirde olduğu gibi bu devirde de geçer akçe olduğunu söylesem&#8230;</p>



<p>Acaba bütün bunları söylesem iş dünyasına hazırlanırken hangi özellikleri ön plana alacakları ve hangi özelliklerini geliştirmelerinin iyi olacağı konusunda bir fikir verir mi? Kendilerine bir de bu gözle bakmalarına yardımcı olur mu? Kişisel farkındalıklarını geliştirmelerinin bu yolda girmeleri gereken ilk kapı olduğunu aksi takdirde herhangi bir işe kapağı atmanın da ne yazık ki bu uzun yolda sadece bir garip durak olduğunu söylesem&#8230;</p>



<p class="has-medium-font-size">Sanem Ömürlü</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://yetenekakademisi.com/okul-biter-derts-bitmez/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">11419</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
